• Samsun
  • Son Güncelleme 01:41

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Kadın, kadına şiddet, kadın hakları, kavgalar, boşanmalar derken artık her yeni güne bir kadın cinayetiyle başlıyor ya da her yeni günü yine bir kadın cinayetiyle bitiriyoruz. Günümüzde tıpkı yemek yemek gibi su içmek gibi uyumak ya da uyanmak gibi normalleştirilmeye çalışılan bu durumu ne kadar kınıyor olsak da öfkelenip bağırıp çağırsak da bir çözüme ulaşamıyor olmamız ne acı değil mi?

2020 yılında bir araştırmaya göre anket sonuçları (%72) toplumda yaşanılan en büyük sorunun şiddet olduğunu belirtiyor. Anket katılımcılarının %42’si kendisinin ya da çevresindeki birinin şiddete maruz kaldığını ifade ediyor. Kadınların %56’sı bu durumu farkındayken erkeklerde bu oranın %27’ye kadar düşüyor olması toplumsal algıdaki dengesizliğin boyutunu ortaya koyuyor. Şiddetin ise en sıklıkla eşlerden geldiği görülüyor. Yani bu durum dünyadaki her 10 kadından 6’sının partneri tarafından şiddete maruz kaldığı gerçeğini gözler önüne seriyor. Geriye kalan oranlar ise sokaktaki baskı ve taciz..

Tüm bunları sosyolojik açıdan değerlendirdiğimizde sonuçlar, rakamlar, oranlar hepsi birer veri olarak elimizde kalıyor. Peki kadını, kadına şiddeti, toplumsal baskıyı, tacizi, tecavüzü dini açıdan değerlendiriyor muyuz? Bakıldığı zaman kadının dindeki yeri, kadına dinin verdiği değer, kadın için söylenmiş hadisler tüm bunlardan fersah fersah uzak yaşıyoruz. Mesela kadına şiddetin her geçen gün arttığı şu günlerde Peygamber Efendimiz’in “Kadınların haklarını yerine getirmek hususunda Allah’tan korkunuz! Zira siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız.” sözü geliyor mu aklımıza? Peki korkuyor muyuz gerçekten? Her geçen gün bir kadın eşi tarafından şiddete maruz kalırken, her gün bir kadın çocuğunun gözleri önünde dövülürken, her gün bir kadın öldürülürken Allah’tan korkuyor muyuz gerçekten? Korkuyoruz değil mi? Lafta hepimiz korkuyoruz..

Yeri geliyor bağırıp çağırıyoruz, kızıp öfkeleniyoruz ama bir sonuca varıyor muyuz? Hayır! Sahi eşini döven, ağlatan hatta öldüren bu sapkın fikirli adamlar emniyetten, karakoldan elini kolunu sallayarak çıkarken biz n’apıyoruz? Bağırıp çağırıyoruz ya hani aslında hepimiz susuyoruz.. Yeri geliyor bir kadını koruması için batının dayatması olan kağıt parçasından medet umuyoruz yeri geliyor üç maymunu oynuyoruz.. Kadının bile kadına (psikolojik) şiddet uyguladığı bu dönemde yardımı, çözümü, çareyi hep başkalarında arıyoruz. Kadın bir toplumun mihenk taşıdır. Bir kadını koruyacak olan da o toplumun vicdanlı, merhametli, bilinçli ve aklı başında yetiştirilmiş bireyleridir. Bir toplumu değiştiren ve geliştiren ancak bu unsurlar olabilir. Yani anlayacağınız o ki; her şeyin başı vicdan ve merhamettir. Gerisi mi? Gerisi ancak teferruat olabilir...

Yorum Yap