• Samsun
  • Son Güncelleme 12:50

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Hayallerde Varoluşun Sınırları

“Düşünüyorum, öyleyse varım.” René Descartes'ın bu meşhur sözü, varoluşundan şüphe duyabildiği için varlığının sorgulanamayacağı, kesin olduğu anlamına gelir. Peki varoluşumuz kesinken, varoluş biçimimiz nasıl değişkenlikler gösterebilir? Günümüzde, dünya genelinde popülerlik kazanan medya eserleri; karakterlerin aniden farklı bir hayata başlaması, değişik dünyalarda kendini bulması konularıyla temelinde varoluşsal bir soruyu işler: Kimlik ve değişkenlik.

Film, animasyon, roman, oyun ve müzik gibi farklı medya araçları, birçok farklı eserde kişinin aniden farklı bir hayata adım atmasını işleyerek aslında bir yandan da varoluşsal sorulara eğiliyor. Paralel evren, reenkarnasyon ve isekai (farklı dünya) temaları kullanılan eserlerde, çevreleri değiştikçe karakterlerin kişiliği de dönüşüme uğrayabildiğini gözlemliyoruz.

İsekai temalı eserlerde, evden çıkmayan bir liseli öğrenci, bir anda fantastik bir dünyada kahramana dönüşebiliyor. Bu, karakterin çevresinin değişmesiyle birlikte kimliğinin de dönüşebileceği fikrini sunuyor. En sevilen Marvel kahramanımız, paralel evrende anti-kahraman veya kötü bir karakter olabiliyor. Günlük hayatını sadece işine adamış bir çalışan, uyandığında kendisini tarihi bir romanda, bir dük veya düşes olarak bulabiliyor.

Bu tür eserlerin dünya çapında neden bu kadar sevildiğine dair cevap, hepimizin içinde taşıdığı hayallerde saklı. Farklı bir dünyada, farklı bir kimlikle var olma düşüncesi, izleyiciye heyecan verici bir kaçış sunuyor. Değişen çevre, değişen kimlik kavramı, izleyiciye kendi hayallerini keşfetme şansı tanıyor.


Türkiye'de bu tür eserlerin yaygın olmaması ise, toplumsal ve kültürel inançlardan kaynaklı olabilir. Ancak, bu eserlerin hayal gücünü zenginleştirme ve alternatif bakış açıları sunma potansiyeli vardır.

Medyanın aynasında değişen kimlik, izleyiciye kendi varoluşsal sınırlarını zorlama ve hayal etme fırsatı sunar. Belki farklı bir dünya veya çevre değişikliği, insanın içindeki potansiyeli keşfetme yolunda bir başlangıçtır. Belki de değişiklik için farklı bir çevreye ihtiyaç yoktur, belki de içimizden dışımıza doğru bir değişiklik gereklidir. Değişim, çevre ile varoluş biçimimiz arasındaki bağlantının bir yansıması olabilir.

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yap