• Samsun
  • Son Güncelleme 10:26

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Anılarla yaşadığımız dönemlerde, geçmişi hatırlama ayrı bir haz verir insana. Yaşarken küçümsediğimiz veya önemsemediğimiz şeyler bir anda devleşir, yeniden anlam kazanır gözümüzde. Elimizden uçunca tüm yaşanmışlıklar ayrı bir yer tutar yaşamımızda. Ne geriye dönmek mümkündür, ne de yeniden yaşamak! Bulunduğumuz ve yaşadığımız bu anın düşeceği durumun da aynı olduğunu bile bile yine önemsemeyiz anın önemini. Belki insan olmanın gereğidir elindekinin değerini bilmemek, önemsememek. Ulaşılamaz olunca da dövünmek ve ”keşke…” diyebilmek.

Çocukluğumun geçtiği ve Samsun’un en güzel yeri olan Kökçüoğlu Mahallesi de bu tadıyla anılarımın arasında kaldı. Bir zamanlar çift kale maç oynadığımız ve bir kaleden diğerine koştuğumuz yol, ne kadar da küçükmüş! Ama fark edememişiz o zaman. Şimdi bakınca ve yürüyünce şaşırıyorum, bir zamanlar koşarak bitiremediğimiz bu yolu! Sadece yol mu beni şaşırtan ve hüzünlendiren… Oruçbey Caddesinin Şahin Dondurmadan başlayıp Güven Ekmek Fabrikasında biten kısmında bir dünya yaşamışız… Neler yapmamış, neler yaşamamışız ki…

Elimizde bir dal parçası ve araba lastiğinden kesilerek çıkartılmış tekerlek ile yol boyunca gidip geldiklerimiz... Komşularımızın sinirlenerek tekerleğe el koyması ve kendi evinin damına atması…

Televizyonun ülkemize ilk geldiği yıllarda siyah beyaz da olsa televizyon seyretmek ayrı bir eğlence idi. Televizyonu olan komşularımız Terzi Fatma Abla ve Hizmetli Mehmet Abi çok kahrımızı çekmişlerdir. Kendi evimizde yaşayamadığımız mutluluğu bize yaşatmışlardır. Onlara verdiğimiz rahatsızlığı yıllar sonra anlamışız, ama yaşamışız da…

Telefonun her evde olmadığı dönemde Muharrem Abinin evinden az mı görüştük… O zamanda her mahallede benzer durumlar hep yaşanmıştır…

Gençlik yıllarında köşe başlarında yapılan ve gece yarılarına kadar süren sohbetler de ayrı bir zevk… Fazla yapmamış olsak bile yaptığımızda unutulmayan sohbetlerin tadı hala damağımızda…

Cep harçlığı edinmek için hurda toplamak çocuklar için bir zevkti. Yollarda ve çevrede çivi, tel, demir parçası ve elektrik teli gibi maddeleri toplayıp hurdacıya satmak büyük bir işti bizim için… Aldığımız para bizi ziyadesiyle mutlu ederdi. Hatta çivi, demir parçası gibi hurdalar karşılığında, arkadaşların açtığı tezgâhtaki oyuncak, kâğıt vs için çekiliş yapmak önemli bir ticari etkinlikti…

O dönemde sular sıklıkla kesilirdi. Meydan çeşmesinden, camiden ve su deposunun önündeki çeşmeden sıraya girerek bakırlarla su taşımak hatıralarda kalan ayrıntı oldu şimdi... Akşamları belli saatlerdeki yapılan elektrik kesintileri de arkadaşlarla evin kapısında ve kaldırım taşlarına oturarak karanlıkta sohbet etmenin gerekçesi olurdu…

Şimdi anayol geçen ve bir zamanlar İspirlinin Bahçesi olarak anılan yerde top oynamak, midye pişirmek, karpit patlatmak, iskambil kâğıdı oynamak o dönemin en zevkli uğraşlarından idi…

Hıdrellezde Toraman Tepeye gitmek ve piknik yapmak ayrı bir zevkti. Birliklerinin önünü çimlendirmek amacıyla toprak kalıplarını sökerken askerleri izlemek, yonca çiçeği ve papatya kokuları arasında çimlere uzanmak, otlayan sığırların arasında tezeklere basmadan yürüyebilmek…

Origaminin bu kadar yaygın olmadığı, hatta hiç bilinmediği zamanlarda kâğıttan uçak, patlangaç, çanta, şapka ve uçurtma yapmak…

Evlerin kapısı sürekli olarak açık olur, hırsızlık olasılığı kimsenin aklına gelmezdi. Herkes birbirine büyük bir güven duyardı. Ancak halk arasında evlere hırsızlık için girildiği ve demir divanlar altında saklandığı söylentisi biz çocukları etkiler, zaman zaman divanların altını kontrol ederek gönlümüzü rahatlatırdık…

Komşuda pişip de yan komşuya düşmeyen yemek yok idi… Paylaşım temel koşul idi… Hele akşamları evin önünde otururken çay, leblebi ve çekirdek paylaşımları sıradan bir uygulamaydı…

Samsun’da açılan belki de ilk ekmek fabrikası olan Güven Ekmek Fabrikasından ekmek almak ayrı bir zevk verirdi… Önceden onun yerinde köşe başında olan Akyol Fırınında kıymalı pidenin tadı da ayrıydı… Bir gün önceden yazılı kâğıtlarla sıra alınması, kıymalının kenarına o kâğıdın yapıştırılması ve kıymalının fırında ve evde heyecanla beklenmesi… Ramazan ayında ise pide savaşları yapmak ayrı bir olaydı… Bir ibadet için pide almak, yarış veya hafif bir tartışma sebebi olabiliyordu…

İspirlinin Bahçesinde top oynamak ise ayrı bir zevkti… Nice futbolcular orada ilk adımını atmıştır hayata… Sahanın bir tarafa doğru eğimli olması hiç kimseyi top oynamaktan yıldıramamıştır. Aksine sahanın bu durumuna göre taktikler geliştirilmiştir. Burada top oynamanın en eğlenceli taraflarından birisi de, dedemin çalıştığı bahçenin kenarında olmasıdır. O zamanki gençler ve çocuklardan dedemin küfürlerinden nasibini almayan yok gibidir…

Kökçüoğlu Mahallesinin en önemli özelliği orada yetişen hemen hemen her çocuğun Emrullah Efendi İlkokulu ve Devrim Lisesinde okumak zorunda olmasıdır! Uygulanan sistem nedeniyle böyle bir zorunluluğun olumlu ve olumsuz sonuçları mahallemizde hep yaşanmıştır…

Emrullah Efendi İlkokulunda okurken hemen yanı başındaki Eski Mezarlığa gitmek ve oradan kokulu otlar toplamak da ayrı bir güzellikti. Toplanan bu otlar öyle güzel kokardı ki defterlerimizin arasında koyar ve uzun zaman o kokuyu hissederdik…

Mahallemizin o dönemde gelişmekte olan bir yapısı olduğundan bazı evlerde sığır ve tavuk da bakılırdı… Hatta bazı evlerde güvercin beslenmesi ve uçuş eğitimlerinin verilmesi de bilinen uygulamalardandı…

Mahallemizde açılan pastane ise ilklerin yaşanması anlamda önemli idi. Hüsniye Teyze ve Halis Abi tarafından işletilen pastane uzun yıllar hizmet vermiştir… Bakkal Ahmet ve Ayşe Yıldız ise bir fenomendi… Onların dükkânı günümüz alışveriş merkezlerinin öncü çalışması rolünde idi… Gıda maddelerinden inşaat malzemelerine kadar her şeyin bulunduğu bir dükkândı… Küçücük alana kocaman bir AVM sığdırmıştılar…

Mahallemizin yaşlıları da ayrı bir alemdi… Her namaz vaktinin öncesinde camiye giden yaşlıların yolda birbiriyle şakalaşmaları sokağımızın neşe kaynağı oluyordu…

Bizlerin en sık oynadığı oyunlar ise silahla adam öldürme oyunu komen, çelikçomak, saklambaç, taşları üst üste dizerek topla yıkma oyunu dombili, kenarından zıplatarak içi ve dışı gelme şekline göre oynanan gazoz kapakları, yerden yarım metre yüksekten duvara vurarak yere düşme şekline göre oynanan kibrit kâğıtları, yere dizerek ve bir terlik yardımıyla dizilen daireden dışarı çıkararak oynanan sigara kağıtları, yakartop, beştaş, üçtaş, dama, idi. Şimdiki çocukların hayal dahi edemediği bu oyunlar yanında kendi icadımız olan pek çok oyun da oynanırdı…

Her ilin, her mahallenin olduğu gibi mahallemizin de gülleri var idi… Şimdiki gibi dışlanmayan, hor görülmeyen ama çok sevilen tiplerdi bunlar… Bizlerle bir arada olmaları sorun teşkil etmiyordu… Hele Gıni takma adıyla bilinen ve mahallede herkesin çok sevdiği rahmetli Mustafa Abiyi unutmak mümkün mü… Cami cemaatinin neşesi, tamamlayanı ve çok sevileni idi…

Her mahallenin bir de delikanlısı, kabadayısı olurdu… Herkes tarafından bilinen, sevilen kişisi… Olduğu gibi kabul edilen ve öylece değer verilen… O dönemin en tanınmış kişisi halamın oğlu Efkârlı Aydın idi… Bir trafik kazasında ölene kadar gerek duvar yazıları, gerekse yaşantısı olarak toplumsal isyankârlığın mahallemiz temsilcisi idi…

Elbette bir mahallenin karakteristik özelliklerini ve kişilerini anlatmak bir yazıya sığmayacak bir serüvendir. Ancak ana hatları ile ortaya koymak gerekirse 1970’lerin Kökçüoğlu dünyası böyleydi… Süreç içerisinde gittikçe kaybolan, modernizasyonun yaşamımıza girmesiyle de önemini yitiren yaşantımız… Şu anda belki daha fazla olay yaşıyoruz. Fakat pek çoğu eskiden yaşadığımız bir ayrıntı kadar yaşamımızda yer etmemektedir. Bu nedenle sıklıkla şu sözü söylüyorum ben de… Biz bu dünya hayatının arta kalan en güzel günlerini yaşamış bir nesiliz… Çok şükür…

Yorum Yap