• Samsun
  • Son Güncelleme 17:46

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Hepimizin bildiği üzere ülkemizin ve dünyanın son zamanlarda en çok konuşulan konusu Mülteciler oldu. Siyasi, askeri, sosyo-kültürel, ekonomik gibi her alanda yazılanların ve çizilenlerin temelinde mutlaka mülteci konusu yatıyor. Afganlılar, İranlılar, Suriyeliler (ki ben onlara Suriyesizler diyorum) derken toplumun bir kesimi bu insanlara karşı cephe alıp adeta düşman kesilirken diğer bir kısmı ise hep şefkat ve merhamet ile yaklaşıp sarıp sarmalıyor. Bende sizinle bu konuyu biraz vicdan penceresinden bakıp değerlendirelim istiyorum. Neden bu insanlara kapılarını açan yalnızca Türkiye, Avrupa neden mülteciler söz konusu olduğunda hep diken üstünde ya da görmezden gelerek üç maymunu oynuyor tartışalım istiyorum.

Bildiğiniz üzere Suriye’de iç savaş çıktıktan sonra Türkiye zor durumda olan herkese elini uzattığı gibi Suriyeli vatandaşlara da elini uzatmış sınır kapılarını sonuna kadar açmıştı. Türk askeri Suriye de Esed rejimine karşı birçok operasyon düzenleyerek üzerine bomba yağdırılan, evleri darmadağın edilen bu insanları karşı karşıya kaldıkları bu zulümden kurtarmak için maddi manevi tüm imkânlarını seferber etmiş, Avrupa ülkeleri üç maymunu oynarken Rusya ve İran kirli çıkarları için havadan ve karadan Esed rejimine el altından destek vermişti. Bırakın dünyanın bu zulme sessiz kalmasını, ülkemizde bile ‘Bizim Suriye’de ne işimiz var?’ diyerek pervasızca çıkış yapanlar oldu. Vicdanını, merhametini hatta insanlığını ekmek misali bir kutuda küflenmeye bırakanlar maşalığını yaptığı batının kirli çıkarları sekteye uğramasın diye Peygamber efendimizin ‘Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık etmez, onu düşmana teslim etmez.’ Hadisini tabiri caizse ayaklar altına almıştı. Düşmanı hep dışarı da arıyoruz ancak kendi içimizdeki dışarıdakilerin de ne kadar farkındayız bilemiyorum. Halkı galeyana getirmek, vatandaşı kışkırtmak ya da doğrudan kine öfkeye sevk etmek kimin/kimlerin oyunu bir düşünün derim.

Hatırlarsınız yakın zamanda Ankara Altındağ da Türk vatandaşlar Suriyeli bir aileye karşı biri ya da birileri tarafından kışkırtılarak büyük bir kargaşa yaratmıştı. Hatta küçük bir kız çocuğunun kanlar içindeki görüntüleri sosyal medya da oldukça ses getirmişti. Ne dediler ‘Suriyeliler bedava yaşıyor, üniversiteye sınavsız giriyor, devletten maaş alıyor’ diyerek saldırma, kırıp dökme, yaralama hakkını kendilerinde hak olarak görmüşlerdi. Sahi o üniversiteye sınavsız giren, devletten maaş alan, hayvan bağlasan durmayacak evlerinizde 2000 TL’ye oturmaya mecbur ettiğiniz, aylık 500-1000 TL’ ye sigortasız çalıştırdığınız, lafa gelince ‘neden savaşmıyor burda suç işliyor’ dediğiniz Suriyeli o yüzü kan revan içinde kalan kız çocuğu muydu? Gücünüz, nefretiniz, öfkeniz o küçük masum, suçsuz günahsız kız çocuğuna mı yetti sahi? Söz konusu kadın cinayetleri olunca ülkeyi ayağa kaldıranlar neden gıkını bile çıkarmadı o küçük kız için? Ya da hayata tutunma umuduyla küçük bir botla denize açılıp sadece yaşayabilmek için başka ülkelere gitmeye çalışırken denizde boğulup ölen o minicik bedenlere, kadınlara, analara niye çıkmadı kimsenin sesi? ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diyen Peygamberin ümmeti öfkesine bu denli yenik düştü ne yazık ki. Orta da bir suç varsa eğer bu şahsidir. Eğer bir Suriyeli topraklarımızda kendi evladımıza karşı bir suç işlediyse şayet kanunla, nizamla, hak hukukla çözülmelidir. Bir Suriyelinin suçunun bedelini bin Suriyeliye ödetmek hiç kimsenin hakkı değildir, olmamalı! 

Peki tüm bunlar olup biterken batının kirli çıkarları, siyasi amelleri, ekonomik alanda devreye soktuğu planlarının bedelini günün sonunda hep Müslümanların ödüyor olması sizce tesadüf mü? Sizce Avrupa ülkelerinin tek amacı sadece ekonomik anlamda güçlenmek mi? Yoksa asıl hedef Müslümanlar mı? Türkiye’nin Suriye rejimi karşısında sergilediği omurgalı duruş Avrupa ülkelerinin siyasi ve ekonomik alandaki planlarının önünü kısmen kesmiş olsa da mültecilere karşı bakışlarını daha ne kadar değiştirecek göreceğiz. Türkiye kendi ekonomisi karşısında büyük bir sorumluluk alarak onlarca Suriyeli vatandaşa kapılarını açtı ancak artık bu durumun ülkemizi hem siyasi hem de ekonomik anlamda haddinden fazla zorladığı da kaçınılmaz bir gerçek.  Avrupa hala bu rejimin yalnızca Türkiye’yi ilgilendiren bir mesele olduğu izlenimini veren tavrını takındığı müddetçe ne ortak bir çözüm yolu bulunabilecek ne de sömürgeci devletlerin hain planları sekteye uğrayacak. Avrupa artık üzerine düşeni yaparak bu konunun sadece siyasi bir mesele olduğunu değil aynı zamanda büyük bir insanlık suçu olduğunu da kabul etmeli. Aksi takdirde karşıların da sabrı taşmış, tahammülü kalmamış, çok daha sert politikalar uygulayan ve masa da dahi anlaşamayacakları bir Türkiye görecekler. Ve korkarım tüm bunlar gerçekleştiğinde her şey Avrupa için çok daha zor olacak..

Yorum Yap