• Samsun
  • Son Güncelleme 05:42

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Her şehrin öne çıkan mahalleleri, caddeleri ve sokakları vardır. Kimisi yaşam tarzıyla, kimisi mimarisi ile kimisi de sanat/sosyal vs yaşama katkısı ile tanınır. Ancak her mahallede yaşanan paydalar hepsinde ortaktır. Bir kentin eski mahallelerinde yaşanan hayat da bu anlamda hem dikkat çekici hem de ortak paydaya sahiptir. Bu nedenle herhangi bir yer hakkında kaleme alınan her yazıda herkes kendinden bir parça muhakkak bulur. Yaşamının bir parçasında yaşadığı olay veya ortamın aynı olduğunu görmesi kişiye haz verir. Kökçüoğlu Mahallesi de bu anlamda mahalle olmaktan çok öte terminolojik anlamda bir mahalle kültürünü de ifade etmektedir. Tek katlı ancak birbirine yapışık ve destek olan binalar, kapıları dışa açılan ve gün boyunca açık olan yapılar, mahalle bakkal ve kasabı ile yan yana yaşam süren evler. İşte bu kültür özelde Kökçüoğlu genelde mahalle ile özdeşleşen kültürdür.

Her kentin ana caddesi olduğu gibi Kökçüoğlu’nun da ana caddesi vardır. Oruçbey Caddesi. Ancak bu durum mahallenin ara sokaklarında bir dünya yaşanmadığını göstermemektedir. Dar sokaklarda top koşturan çocuklar, çocuklarına bağıran ve çağıran anneler, bastonla camiye giden ve dönen aksakallı dedeler, iple bağlanmış gözlükle elişi yapan nineler, elleri dolu bir şekilde köşe başından görünmesi beklenen babalar ve evden dışarı güzel kokular yayılmasından evde yemek yapıldığını hissettiren anneler… Her bir ayrıntısı bir anı, her bir anısı farklılık olan kocaman bir dünya. Cami dönüşü çocuklar gibi birbirleriyle şakalaşan dedeler ve onları gülümseyerek seyreden neşe dolu neneler. Kavga ettikten beş dakika sonra barışan çocuklar… Yaşamayanın bilemeyeceği ve günümüz insanının anlamakta güçlük çekeceği olaylardır. Yalnızlaşan, ötekileşen ve ciddiyet adı altında yaşama sevincini ve bahanesini kaybetmiş insanlar ise hiç anlayamaz. Oysa hayata anlam katmanın en önemli bileşenleri, hüzün ve yanında neşedir. İkisi birbirini sevmeyen ama tamamlayan iki kardeş gibidir.

Durağan yaşanan hayat tat vermeyeceği gibi eziyet de vermektedir. Bu nedenle kenar mahalle olarak nitelenen Kökçüoğlu gibi mahallelerde hayat canlı ve renklidir. Resmiyet gibi bir kavramdan ziyade samimiyet egemendir buralarda. Teknoloji ve medeniyet denen tek dişi kalmış canavarın bizlerden aldığı ve geri vermediği en önemli şeydir, samimiyet. Artık her yerde ciddiyet ve resmiyet egemen olunca mahalle kültürü de kaybolmaya başlamıştır. Ya da mahalle kültürü yok oldukça resmiyet ve ciddiyetin dozajı artmıştır. Bugün site ve apartman türü yaşantının olduğu yerlerde bu durum daha net bir şekilde görünmektedir.

Site ve apartman yaşantısında her birey bulunduğu kattaki komşuları tanımamaktan, yeterli komşuluk yapamamaktan yakınmaktadır. Oysa buna sebep tüm bireylerin sinerjik etkisinin ve ortak davranışının sonucudur. Her birisi şikâyetçi olduğu konuyu bizzat yaşamakta ve yaşatmaktadır. Doğal olarak bu tip bir yaşam şekli bu yerlere özgüdür. Mahalle kültüründe alt kattaki komşunun sesten dolayı rahatsız olması diye bir şey söz konusu olmadığı için her evde neşe ve doğal yaşam egemendir. Apartmana göre özgürlük sınırı nispeten daha fazladır. Bu nedenle davranışı sınırlayan komşuluk sorunları yaşamadıkları ve birbirlerini rahatsız etmedikleri için günlük yaşamda daha samimi olabilmektedirler. Hatta daha da öteye geçip daha fazla içli dışlı olabilmektedirler. Ayrıca günümüz insanı bir koşturmaca içerisinde ve çağdaş dünya gereklerine bağlı olarak herkes çalışma ortamına sahip olduğu için görüşme en alt düzeyde olmakta, bu durum da günlük sosyal yaşam ortak paydasının alt düzeyde olmasına neden olmaktadır. Herkesin kazanma ve çalışma endeksli yaşamı, mahalle kültürünün oluşmasına da engel olmaktadır.

Kısacası çağdaş dünya ve egemen olan kapitalizm, insanı esir almıştır. Onu mutlu olduğu ve yaşadığı ortamdan soyutlayarak ekonomik bir hayvan konumuna sokmuştur. Ürettikçe ve tükettikçe vardır artık. Yaşamak ve mutlu olmak ana hedef değil, olmasa da olur konumdadır. Üretmiyorsan yoksun, tüketmiyorsan ölsün… Temel ilke budur. Bu durum Kökçüoğlu başta olmak üzere tüm mahallelerin katilidir. Hele günümüzde bir zorunluluk olarak görülen ve herkesin kurtarıcı olarak sarıldığı kentsel dönüşüm, seri katil gibi tüm anıları, yaşanmışlıkları ve geçmişe dair ne varsa hepsini sıfırlamaktadır. İnsanoğlu mecburen tercihini yapmak zorunda kalmakta, teknolojiye, ekonomiye, geçim sıkıntısına yenilmekte ve kısa vadede çözümlere eyvallah demektedir. O halde bu kaçınılmaz bir süreçtir. Yapılması gerekense yaşayabildiği kadar hayatı yaşamak, anılarla yaşanmış coğrafyada zaman geçirmek ve en son tıkanılan noktada teknolojik gelişmeye teslim olmaktır. Zaten bir insan ömrü nedir ki. Oyun ve eğlence yanında, ölünceye değin kısa süren ömürde bu durumdan haz almaktır. Fazlasına da gerek yok…

Yorum Yap