• Samsun
  • Son Güncelleme 23:34
Türkiye En Çok Etkilenen 3. Ülke Olacak Görseli
DÜNYA

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Her Üç Kişiden Biri 2070'te İklim Göçmeni Olabilir

Uzmanlar, sel, fırtına ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarının 2010-2019 arasında afetlerden kaynaklı tüm yer değiştirmelerin yüzde 89’undan fazlasını oluşturduğunu vurguluyor.

Göç Araştırmaları Vakfı araştırmacısı Suzan Ilık Bilben, sel, fırtına ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarının 2010-2019 arasında afetlerden kaynaklı tüm yer değiştirmelerin yüzde 89’undan fazlasını oluşturduğunu belirterek, 2070 yılına gelindiğinde her üç kişiden birinin iklim göçmeni olabileceğini söyledi.

İklim değişikliği; şiddeti artan ve sıklığı yoğunlaşan aşırı hava olayları gibi anlık ve deniz seviyesinin yükselmesi, artan kuraklıklar gibi uzun vadeli etkilerle dünyanın birçok farklı yerinde göç hareketliliğine yol açıyor.

Sel, hortum, sıcak hava dalgası, deniz seviyesi yükselmesi, kasırga, kuraklık, kıtlık, orman yangını ve fırtına gibi afetler, her bölgeye özgü sosyo-ekonomik faktörlerle iç içe geçtiğinde farklı göç dalgalarına neden olabiliyor.

Göç Araştırmaları Vakfı araştırmacısı ve Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Suzan Ilık Bilben, iklim değişikliğinin gelecek kuşakların yaşamları ve kırılgan topluluklar üzerindeki etkisine dikkati çekerek "İnsanlığı sürdürülemez bir geleceğe doğru sürükleyen mevcut ekonomik ve toplumsal anlayış hem gelecek kuşakların yaşam hakkını elinden almakta hem de birçok topluluğu yersiz, yurtsuz hatta kimliksiz bırakmaktadır." dedi.

Tarihte iklimsel olarak elverişli bölgelere hem tarım yapmak hem de barınmak için yerleşen insanlığın bugün aynı ihtiyaçları karşılayabilmek adına tekrar yer değiştirmek zorunda kaldığını ve kalacağını dile getiren Bilben, "Dünyanın karasal yüzeyinin %1’inden daha azını kaplayan aşırı sıcak bölgelerin, 2070 yılına kadar beşte bir oranında artabileceği ve potansiyel olarak her üç kişiden birini yerinden edebileceği düşünülmektedir. Öngörülemeyen ve giderek istikrarsızlaşan yağış düzenleri, süresi ve yoğunluğu artan sıcak hava dalgaları ve artan kuraklıklar çiftçiliği zorlaştırmaktadır." ifadelerini kullandı.

İklim göçü ve iklim mültecileri kavramlarının yeni olmadığını, nispeten yakın zamanlı tarihte iklim göçünün yakın coğrafyalarda gözlemlendiğini belirten Bilben, şöyle devam etti:

"Suriye’de iç savaş çıkmadan ve milyonlarca insan göç etmeden önce kuraklık, binlerce Suriyelinin şehirlere göç etmesine sebep olmuştur. Mahsul kayıpları, Mısır ve Libya’da Arap Baharını alevlendiren işsizliğe yol açmıştır. İklim göçünün mekanizmalarından olan gıda kıtlığı, su kıtlığı ve artan sıcaklıklar daha belirgin bir odak haline geldikçe, büyük ölçekli göç hareketleri beklenecektir."

"2 Milyar İnsan Göç Etmek Zorunda Kalabilir"

Bilben, potansiyel iklim göçmenleri ile ilgili 150 milyondan 2 milyara kadar uzanan birçok farklı projeksiyonun ortaya konduğunu bildirerek 2010-2019 yılları arasında yer değiştirmelere neden olan ilk üç etkenin sırasıyla seller, fırtınalar ve çatışmalar olduğunu; sel, fırtına ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarının, afetlerden kaynaklı tüm yer değiştirmelerin yüzde 89’undan fazlasını oluşturduğunu söyledi.

Düşük emisyon ve sera gazı konsantrasyonu ve daha sürdürülebilir bir kalkınma senaryosu altında bile sellere bağlı yer değiştirme riskinin 2090 yılında yaklaşık %100 artacağının altını çizen Bilben, yüksek emisyon ve sera gazı konsantrasyonu ile sürdürülebilir olmayan bir kalkınma senaryosu altında bu oranın %350'yi bulabileceğini vurguladı.

Bilben, Dünya Bankası verilerine göre 2050 yılına kadar Sahra Altı Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Güney Asya, Kuzey Afrika, Latin Amerika, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da 216 milyondan fazla insanın kendi ülkeleri içerisinde göçmen konumuna düşebileceklerini de sözlerine ekledi.

"Türkiye İklim Değişikliğinden En Çok Etkilenen 3. Ülke Olacak"

Dünyanın her bölgesinin gelecekte iklim değişikliği kaynaklı göçler yaşayacağını anlatan Bilben, "Şu oldukça açık ki dünyada iklim krizinin, toplulukların geçim kaynakları üzerindeki etkisinden, yaşanabilir alanların kaybından ya da bu gibi kayıplar nedeniyle oluşacak insan hareketliliğinden tamamen muaf kalabilecek hiçbir bölge bulunmamaktadır." dedi.

Akdeniz havzasında, küresel ortalamadan %25 daha fazla bir ısınma gerçekleşeceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Bilben, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında muhtemel görülen 2 derecelik bir ısınma sonucunda Akdeniz’deki gıda mevcudiyetinde ciddi bir azalma meydana geleceğini, orman yangınlarının ve aşırı hava olaylarının sıklığının ve yoğunluğunun önceki on yıllara kıyasla artış göstereceğini kaydetti.

Türkiye'nin tropikal fırtınalar ve aktif volkanlar hariç dünya genelinde görülen 31 doğal afetin büyük bir kısmına açık bir ülke olduğunu dile getiren Bilben, "IPCC’nin Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda, Türkiye'nin iklim değişikliği etkilerine karşı savunmasız kaldığı, Dünya Bankası raporunda ise 21. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ve Orta Asya Bölgesinde uç iklim olaylarına en çok maruz kalacak 3. ülke olduğu ifade edilmektedir" diye konuştu.

 

İklim değişikliği kaynaklı uluslararası göçler açısından da Türkiye’yi hassas bir ülke olarak nitelendiren Bilben Türkiye’nin yaklaşık 4 milyon zorunlu göçmene ev sahipliği yapan gelişmekte olan bir ülke olarak dünyada birinci sırada yer aldığını hatırlatarak, "Ayrıca konumu itibariyle zorunlu göçler için hem hedef ülke hem de göçe transit alan sağlayan bir ülkedir. Dolayısıyla iklim krizi kaynaklı küresel insan hareketliliğinden payını almaması mümkün değildir." yorumunda bulundu.

Bilben, afetlerin neden olacağı iç göçlerin önüne geçebilmek için kırsal ve kentsel alanlarda uyum ve dayanıklılığı artırmanın önemli olduğunu da sözlerine ekledi.

"Yük, Adil Paylaşılmıyor"

Dezavantajlı toplulukların haklarının savunulması için iklim adaletinin önemli bir hukuksal araç olduğuna değinerek konuşmasını şöyle tamamladı:

"Birçok sosyal ve çevresel problemde olduğu gibi iklim hareketliliği ya da hareketsizliği konusunda da yoksul kentsel ve kırsal nüfuslar, kadınlar, çocuklar, engelliler ile yerli halklar daha kırılgan grupları oluşturuyor. Sera gazı salımlarında artışa yol açan sanayileşmenin ve onun yan ürünü olan yaşam tarzının yarattığı toplumsal, ekonomik ve ekolojik yıkımın yükü halklar arasında hiç de adil olmayan bir şekilde paylaşılmaktadır."

Yorum Yap