• Samsun
  • Son Güncelleme 18:26

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Samsun, yeşil ile mavinin birbirine karıştığı, bulunduğu kara parçasında denize doğru çıkıntı yapmış, burnu sağa doğru hafifçe bükümlü, içinden kızılıyla ve yeşiliyle birbirine renk zıttı olan iki bereketli ırmağın geçtiği koca bir sahil şehridir. Karadeniz’in toprağıyla suyuyla bir tür oyun oynadığı, verdiğini aldığı, aldığını da verdiği kendisi ile deniz dilinde alışverişe girdiği bir ildir Samsun. Bolca renkler almıştır paletine Karadeniz bu şehri boyamak için, ama biraz siyah katmıştır hepsine. Kendini boş geçmemiş ve gök mavisine biraz koyuluk buladığından olacak mavinin karaşın bir duruşu vardır onun deniz yüzünde.
Onun için adına karadeniz denmiştir o hırçın tuzlu su deryasının. Karadeniz’in bütün bu hırçınlığı, kendine kara denilmesinden mütevellit bahtının düştüğüne inandığından olduğunu söyler denizin hal dilinden anlayanlar. Rüzgar da öyle söyler, hasret de, su da. İşbu hırçınlık dışavurumlu bir yönelime sahiptir denizin yayvan yüzünde. karadeniz bunu göstermekten hiç de kaçınmaz; yağmur mevsimlerinde sabıkalı bazı yerleşimlere baskın verir mesela, döver, basar, dağıtır onları ırmaklarıyla, her yaz birkaç gencini kaybeder dalgalarının arasında. sonra bütün bir sonbahar yağmuru gözyaşı olarak akıtır onların arkasından. toprakla boğuşur tabiat görgüsünde, ona kendi adını vermek için çırpınıp durur. ama böyle severler birbirlerini kara ve deniz, anakaranın bu uzantısında, böyle cilveleşirler. çünkü sevmek biraz da dalaşmaktır birbirleriyle, birbirlerinin damağına unutulmayan ifadeler bırakmaktır biraz da.

Samsun, bilindik ve yerleşik lisanıyla bir yandan delicesine sevmiş ekmek verdiklerini, diğer yandan istemedik olduklarıyla küsülü kalmış yıllar yılı. bir kuru kabuğu, mahrem bir ziynet eşyası gibi esirgemiş onlardan. lakin sevmelerinde  her daim karadeniz’den aldığı hırçın, kavgalı, didişme ve dalaşma üslubunu kullanmış, küsülü kaldıklarıyla da kavgasız bir suskunluğun içinde ölüm kadar ilgisiz görünmüştür. bütün bunlara rağmen torpil geçtiği, koruma altına aldığı varlıkların olduğu da gözlemlenmiştir.
Sokakları evvelinde denize diklenen bir dil kullanmış olsa da zaman içinde bu dilin yumuşamış olduğu ve paralel bir düzleme çekildiği görülmüştür. Rüzgarın şehre bundan dolayı küstüğünü söyler tabiatın dilinden anlayanlar. Samsun güzelliğin ve görünüşün en alımlı anlatımı olan altın sülünün anavatanı olmasına rağmen geçen yıllar içinde bu özelliğinin üzerinde pek durulmaz olmasıyla sülün küskünlüğüne çarpıtılmıştır. son zamanlarda postmodernliğin moda olma haliyle, her şeyleri diğer her şeylerle eşitlemek isteyen idareten maslahatçılar samsunun bize ait özelliklerini hafızasından kazıyarak ona başka bir kimlik yakışır bulmuşlar. bütün bunlara rağmen samsun kendine yapılan bu kötülükleri unutmayarak bir tür bilinç yenilemesine gitmiş ve bazı şeyleri zorlamıştır. çevre illerden aldığı göçlere rağmen asimile etme özelliği göstermediğinden onları hep fiziki bir sılada olmalarına rağmen psikolojik bir gurbette tutmuştur. Kendi hafızasını üç kuşak beslediklerinin mezarlıklarıyla henüz yeni yeni kurmaya başlamıştır.

Bütün bunlara rağmen yanında yöresinde bulunan insanları doyurduğu, fakire, garibe, gurebaya yardım elini uzattığı söylenir durur. doğu batıya merhamet dolu göğsünü orda açar, zengin fakiri orda karşılar, zaman mekanı orada çeliklerdi. samsun yaklaşık elli yıl öncesine kadar zamana istim veren bir şehirdi, diğer şehirleri öncüleyecek kadar bir sığası vardı, bu dolayımda insanları farklılıklarıyla tanıştırır kendi aralarında kültürü bir zenginlik olarak öteki dedilene bağışlamaktan çekinmezdi, işbu çeşitlenmenin getirisiyle medeniyet merdiveninin basamaklarına farklı yerlerinden basıp yükselirlerdi.

Samsun her daim elleri işte olan mutedil bir şehirdir, geceli gündüzlü iş yapar. kendi bölgesinde en doyurgan olan toprak parçasına onun adı yazılıdır yakın ve uzak akrabası olan iller arasında. şimdide pek başı hoş olmasa da eskiden bütün bölgeyi bakmaya aday tütün yetiştirirmiş bitek ovalarında. dünyanın en önemli ve meşhur tütünü sayılırmış yetiştirdikleri kalite olarak. bütün bir gezegeni kıskandıran verimi varmış tarlalarının. hinterlandında bulunan illerin kara kavruk insanları o zamanın avrupası olarak kalkıp samsun’a gelirlermiş ekmek parası için. çalışıp  çabalayıp ceplerine üç beş kuruş indirdikten sonra, memnun ve razı olarak dönerlermiş memleketlerine.

Samsun denizden ayrılmaz, ne kadar karasal içine doğru kıvrılsa da denizin bütün tadını oralara kadar taşır. Bu içlenme bafra’da karpuz olur, domates olur, biber olur. hırsız çalmaz kavunu olur çarşamba’da, marul olur, elma olur, kiraz olur. sonra derin iç geçirmesiyle kızılırmak olur bafra, çarşamba yeşılırmak boyunca görücüye çıkar mekan indinde. bir tür verim coğrafyasının adına eklenir künyesi şehrin. ve samsun bir mezopotamya bitekliğinde yeşerip, bir maveraünnehir ikliminde kültürlenerek, tarihe kayıt düşen bir anlayış coğrafyasına oturur.

Ladik bir ilçeden fazladır aslında. Şehir; eteklerinde yer alsa da akdağın, doruklarında şehzadeler dolaşırmış behrinde zamanın, yaban avlarmış bey çocukları. gölünde endemik bitkiler büyürmüş, ele güne karşı caka satsın diye lafı bol eyleyen mahal sakinleri, bazı yakın semt delikenlıları bir ellerinde sapan, saz arkasından göçer kuşları seyre koyulurmuş bazı zamanlar. içinden kış gibi bir soğuk geçermiş zamanın, aklına ladik düşünce. deprem düşüncelerindeymiş suyu sıcak tutan kaplıcaları, iyi niyetlere ve şifaya doğru, boş vakitlerinde insanlığa bir kayıp olmasın diye, insanlığa ve börtü böceğe.

Bir boğaz yerelliğindedir havza, bir köprü, bir bağlantı yolu olma özelliğiyle elini uzatır ülkenin içinde yer bulan diğer vilayetlere. samsun’un yol ifadesiyle elini anadolu’ya uzatmasıdır. bir başka deyişle havza, karadeniz’in içeriye sokulmak, görmek ve ısınmak için karadan keşif kolu gönderdiği bir mahale denk gelir. Bir bakıma durmadan denizden karaya çeviriler yapar durur, hem de bunu sonsuz bir uğraş haline getirerek yapar, hem gönül ferahlığıyla.

Vezirköprü; ilçeye verilen ismi ile bileşik kelimelerin en uçta duranlarını bir araya getirmekte hiç sakınca görmemiştir, bir bakıma iki yakayı bir araya getirmek demektir köprüsüyle, veziriyle bir bakıma yönetim olur kurulur tarihin kenarına, lakin aslen ilim demektir, lisan demektir kelime demektir. koca devleti aliye’ye iki tane vezir vermiştir en zor zamanlarında. yönetme adına konuşan bir ilçedir, bağrında her daim topraklarını bekleyen bir vakar barındırır, geleneğin verdiği bir ağırlık devriye gezer yollarında. samsun’un komşu illeri gözetlemek için kendi ucunda kurduğu bir ileri gözetleyici gibidir. iklimi farklıdır, toprağı farklı; içinden İbni Haldun geçer gibidir “coğrafya kaderdir” diyerek karşıda bulunan herkeslere.

Alaçam, denizin kara kenarında, serinlenmesi, derin bir nefes almasındır. mavi bütün notalarını kullanarak, hançeresine aldığı bütün ezgileriyle yeşile doğru şarkı söyler yol boyunca. gönlün aklın yerini aldığını hissettirir size ağır usul. belki de küçük güzeldir düsturunu iliklerinize kadar ilk defa böylesine duyumsarsınız. Kendine mütevazi bir don biçerek size kendinizi tanımlı hissettiren bir yüzü vardır alaçam’ın.

Terme kuzeye uzantı halinde ünye ile akrabalık kurduğu iddia edilen bir mahal olsa da, bunun coğrafi yakınlık haricinde iddiadan öte giden bir yönü yokmuş. ünye’nin ifade edildiği gibi dillere pelesenk bir durumu olmamış hiçbir dönem. büyüklük bakımından büyükmüş lakin halinde, tavrında hiçbir büyüklenme görünmemiş. bafra ile kapalı pide savaşlarında bir miktar yenik düşmüşlüğü vardır. birilerine göre hayale hapsedilen günler içinde amazonlar gezermiş sokaklarında, kadına hakimiyet kurmak adına bütün bir medeniyet birikimine karşı çıkar olmuş dünyanın, bu esatirle. günümüzde minibüs denilen taşıtın kalbi bu beldede atarmış, yol üzerinde sıra sıra, görücüye çıkmış gelinlik kızlar gibi alıcısını beklediğini görürsünüz bu vasıtaların. Terme büyüklüğünü dile dökememenin ıstırabını yaşamış, hak ettiği ilgiyi görememenin beldeye verdiği çekinikliği her daim bünyesinde taşımıştır.

diğer ilçeler pek bir kusura bakmasınlar. bu, benim çocukluk yıllarımda içimde büyüyen bir yazıydı, ben onu yazdım. ki o yıllar yedi tane ilçesi vardı samsun’un diğerleri yoktu. diğer ilçeler tarafından bağışlanmamı dilerim.

1 Yorum

  • Mustafa Öner Görseli

    Mustafa Öner, 05.11.2020 21:45

    Yerleşik gurbetin dilinden ve de yüreğinden; şehre aidiyetin detaylarını görmek ne güzel. Samsun'a selam olsun...

Yorum Yap