• Samsun
  • Son Güncelleme 10:03

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Yaşamımız boyunca pek çok kişi ve şeye değer verir ve anlam katarız. Kendinden değeri olmayan ve biz değer verdikçe değerlenen kişi ve şeylerle bir yaşam süreriz. Doğal olarak diğer bireyler açısından da bu durum geçerlidir. Çocukken oynadığımız oyuncaklar gibidir her şey aslında. Bizi eğlendiren, ömrümüzün dolmasına neden olan, vakit geçirmemizi sağlayan ve her şeyden önemlisi bizi biz yapan. Ve kaybettiğimizde üzüldüğümüz, ağladığımız, başkasının eline geçtiğinde hayıflandığımız şeydir oyuncak. Aslında öldüğümüzde hiçbir şeyin değeri kalmadığı gibi yaşamda da hiçbir şeyin değeri yoktur. Onlar ancak bizimle, bizim değer vermemizle anlamlıdır. Hayatın tek mutlak gerçeği olan ölüm, her şeyin gerçek değerinin ne olduğunu en iyi şekilde gösteren öğretmendir. Ve bu öğretmen bize hayatın gerçek yüzünü göstermeden, biz de bu hayata birey olarak anlam katar, katkıda bulunuruz. Sartre’ın “İnsanın bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler” sözü aynı zamanda bizim dışımızdaki kişi ve nesneler için de geçerli bir olgudur. Tıpkı yaşadığımız şehri aslında bizim tanımladığımız/düzenlediğimiz/belirlediğimiz gibi. Biz çalışıyorsak çalışkan insanların şehri, biz üzülüyorsak mutsuz insanların şehri, biz düşünüyorsak akıllı insanların şehri, biz üretiyorsak üretken insanların şehri. Özetle biz ne isek şehrimiz odur ve her yerde öyle anılır.

İçinde yaşadığımız kent bağlamında olayı değerlendirdiğimizde Samsun’un kendinden kaynaklanan bir değeri olmadığı görülebilir. Samsun’a bizden önce yaşayanların bir değer kattığı ve birikim sağladığı bir gerçektir. İlkçağlardan günümüze kadar yaşamış olan medeniyetlerin yapmış olduğu fiziki yapıların yanında, oluşturdukları kültürel birikim Samsun’un anlam kazanmasında etken faktörlerin başında gelmektedir.

Kral mezarları, Karasamsun, Büyük Cami, Subaşı, Mecidiye, Heykel, Saathane gibi yerleri alın Samsun’dan. Ortada bir taş yığını, bir dağ silsilesi dışında ne kalır. Ya da yapılar yerinde dursun, ama onların geçmişi ve kültürel birikimi hakkındaki tüm bilgileri yok sayın. Ne anlamı kalır yine onların ve Samsun’un. Hakkında sayfalar dolusu yazılar yazılan değerlerin olmaması bize bir gerçeği çok yalın bir şekilde gösterecektir. Samsun diye bir kent yoktur aslında. Samsun tarih başta olmak üzere kültürel birikimimiz ve bağlamında ortaya konulmuş ve konulan bir değerlerin ortak adıdır. Öyle ki her ne kadar değeri biz veriyorsak da o olmadan biz de bir sıfırız aslında.

Samsun bizi, biz Samsun’u belirliyoruz. O var olmak ve yaşamak için bize, biz ise biz olmak için ona muhtacız. Arada tek bir fark var. O bizim farkımızda değil ve biz onun umurunda değiliz. Bilgili ve bilinçli varlıklar olarak bizim açımızdan ise durum daha farklı. Biz var olmak ve sağlıklı yaşamak için ona muhtacız ve o bizim umurumuzda olmak zorunda. Onu sahiplenmek, korumak, kollamak, güzelleştirmek zorundayız. Aslında her bir birey yaşadığı coğrafyaya göre vardır. Yaşadığı coğrafyadan kopan bireyler köksüz, amaçsız ve ilkesiz bir şekilde biyolojik olarak yaşam sürebilirler ama sosyopsikolojik olarak hep bir şeyleri eksik kalır. Yaşamları boyunca da bunun eziklik ve eksikliğini hissederler.

Samsun olgusunu yaşadığı müddet boyunca dolduran, içeriğini zenginleştiren bireyler, kimliği olan bir şehirde yaşayarak kendi kimliklerine kavuşmakta, hatta kendi kimliklerine katkıda bulunmaktadırlar. Kısır çekişmelerden uzak duruldukça bu süreç olumlu bir şekilde gelişmektedir. Bazı siyasi ve kültürel dar kalıplar çerçevesinde olaya yaklaşan bireylerin çoğalması veya baskın hale geçerek belirleyici rol üstlenmelerine bağlı olarak oldukça olumsuz etkilenme süreci başlamaktadır. Hatta bir müddet sonra zarar verici, dışlayıcı, yok sayıcı olumsuzluklara neden olunmaktadır. Bu durumda bireyler gereksiz ayrıntılarda boğuldukları gibi yaşadıkları şehre de katkıları azalmakta, hatta zarar verici boyutlara da ulaşabilmektedir.

Bireylerin mikromilliyetçilik ve düşünce dünyası küçük olma durumu, şehrin gelişmesi önünde en büyük engel olarak ön plana çıkmaktadır. Bu durumdan faydalanan bireylerin ise sadece şahsi kazanımlara sahip olması olayın bir kente sahip çıkma olgusundan ziyade bireysel rant kaygısı kaynaklı olduğunu göstermektedir. Zira kente sahip çıktığını iddia eden mikromilliyetçilerin, ait olduğunu düşündükleri yerde yaşamak istememesi, eline imkan geçtiğinde ait olduğunu iddia ettiği yere yatırım yapmaktan ziyade daha fazla gelir getirici yerlere yatırımını yönlendirmesi, olayın temelinde bir bilinç değil rant anlayışının yattığını göstermektedir. Samsunlu olma bilinci her şeyiyle bu şehre sahip çıkmak ve gerektiğinde sırtında taş taşımak dahil hizmet etmekten geçtiğini göstermesi gerekirken, bu bireylerin Samsunluluk maskesi adı altında yöneticilik ve rantiye ile ilgili olayların içinde olması sorunun gerçek boyutunu ortaya koymaktadır. Eğitiminden sanayisine, tarımından turizmine kadar her yönüyle Samsun’u kuşatıcı yaklaşımlar ve üretkenlik içinde olmak bu kente yapılabilecek en güzel vefa ve hizmet örneğidir. Geldiği yer neresi olursa olsun kendini Samsun’a ve bu ülkeye ait hissedenlerin yapacağı çalışmalarla hem kent gelişecek hem de kültürel farklılıkların sinerjik etkisi ile muhteşem bir atmosfer yakalanacaktır. Kısır çekişmelerden uzak kalınarak yapılacak olan çalışmalarla ilimiz bir kültür, tarım ve turizm kenti neden olmasın. Samsun’dan çok sonra kurulan pek çok şehrin Dünyada söz sahibi olması şehirlerin yaşlarıyla değil, yaşayanlarının yaptığı çalışmalarla açıklanabilir. Kocaeli denilince sanayi, Mersin denilince tarım, Antalya denilince turizm akla geliyorsa ve bu şehirler bu sektörler sayesinde öne çıkıyorsa bu şehirleri iyi okumak ve onları öne çıkaran, sektörde söz sahibi olmaya iten yaklaşımlarda gerçeği aramak gereklidir. Mikromilliyetçilik tuzağına düşmeyen ama kültürel farklılığını bir zenginlik olarak algılayan yaklaşımlarda bulunmak gerekmektedir. Kısacası Samsun’u biz nasıl belirlersek Samsun’da öyle yaşayacaktır. Çoğu şehrin sorun olarak algılamadığı olay ve yaklaşımları bir şehrin gelişmesinin önüne koyarsak sonuçta yaşamın o sorunlardan oluştuğu düşüncesi ile yıllarımız geçer ve kaybeden kocaman bir şehir ve sonuçta biz oluruz.

Gerçekte bir taş yığını olan kentin anlamlanması ve değer kazanması bizim bakış açımız, kültürümüz, yaklaşımımız doğrultusunda ve gücünde olacağı kesindir. Ayrıca art niyet ve beklentilerden soyutlanmış sadece hizmet amacı güden veya amacının önemli bir kısmı da hizmet etmek olan bireylerin var olması, ön plana çıkması ve üretken olması ile Samsun kazanacağı gibi Samsunlu olmak olgusu da anlam ve değer kazanacaktır. Sonuçta kazanan Samsun, Samsunlular ve tabii ki ülkemiz olacaktır.

Yorum Yap