• Samsun
  • Son Güncelleme 16:37

Samsun’un Çarşamba ilçesinde bulunan ve tek bir çivi bile çakılmadan 'Kurt Boğazı' adı verilen yığma tekniği ile yapılan Göğceli Cami 8 asırdır ayakta duruyor.

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Çarşamba İlçesi'nde bulunan tek bir çivi bile çakılmadan 'Kurt Boğazı' adı verilen yığma tekniği ile yapılması nedeniyle halk arasında ‘Çivisiz Cami’ olarak bilinen Göğceli Cami, ilçeye gelen yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. 8 asırdır ayakta duran cami yapımında kullanılan mimari teknik nedeniyle turistlerin yanı sıra bilim insanları ve araştırmacıların da dikkatini çekiyor. Caminin yığma tekniği ile inşa edilmesinin yanı sıra en önemli mimari özellerinden biri de zemininde deprem takozunun kullanılmış olması. 300 kişilik cemaat kapasitesine sahip cami bu özelliği ile deprem sırasında adeta bir beşik gibi sallanıyor ancak yıkılmıyor. Caminin içinde bulunan ahşap kolonların ise belli bir meyilde kıble yönüne eğimli olarak yapıldığı bu özelliği sayesinde caminin yıkılması halinde ise secde eder gibi kıble yönüne yıkılacağı belirtildi. Caminin tavan kısmında ise kök boyalarla yapılmış çeşitli süslemeler bulunuyor. 2004 yılında restore edilen cami, Göğceli Mezarlığı içinde yer alıyor.
 

‘Yapılışı ile ilgili 2 rivayet var’

Göğceli Cami imamı Ahmet Özköse, caminin yapımında gürgen ve karaağacın kullanıldığını belirterek “Camimizin yapılışıyla iki ayrı rivayet var. Selçuklu Sultanı Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yapılmış. Yapılışı 1205'li yıllara tekabül ediyor. İlk rivayet Malazgirt Meydan Muharebesi'nden sonra Anadolu'nun kapıları İslam'a açıldı. İslam'ı anlatmak için Anadolu'nun her yerine olduğu gibi buraya gelen İrşat ekipleri tarafından bu caminin yaptırıldığı belirtiliyor. Bir başka rivayet ise İslamlaşma sürecine bu bölgede direnen irili ufaklı beylikler vardı. Beyliklerin bu direnişini kırmak için donanmasıyla Karadeniz'e gelen bir Müslüman komutan tarafından caminin yaptırıldığı rivayeti var. Ancak şunu söylemek gerekirse camimizin 800 küsur yıllık bir eser olduğu konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değil. 1990 yılında bilim adamları camiden aldıkları ahşap örnekleri üzerinden yaptıkları incelemede, caminin 8 asırlık bir eser olduğunu ilmen ortaya koymuş oldular. Bu cami 8 asırdır ayakta, inşallah bundan sonra da ayakta kalacak Allah'ın izniyle" dedi.

 

‘Zeminin deki 1,5 metrelik boşluk hava sirkülasyonu sağlıyor’

Özköse, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde taş kullanılarak yapılmış çeşitli tarihi eserler olduğunu ancak ahşap eserlerin zamana karşı fazla diremediğini belirterek “Bu ahşap bir cami ve bu eserler uzun süre yaşayamayabiliyor. Oysaki camimiz yaklaşık 8 asırdır ayakta, inşallah sonsuza kadar ayakta kalacaktır. Burası nem oranı yüksek bir bölge. Bu caminin ayakta kalmasının en önemli nedenlerinden biri ise caminin alt kısmında olan yaklaşık 1-1,5 metrelik boşluk nedeniyle olduğunu düşünüyorum. Bu boşluk ile caminin altında sürekli bir hava sirkülasyonu olmasını sağlıyor. Bu da rutubetlenmeyi ve çürümeyi engelliyor” diye konuştu.
 

‘Zemininde deprem takozu var’

Caminin en önemli mimari özelliğinden birisinin zeminin de deprem takozu bulunması olduğunu söyleyen Özköse, “Bu bölgede 1939 ve 1942’de büyük depremlerin olduğu ve bir çok kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Ama 8 asır içerisinde şüphesiz çok daha büyük depremler bu bölgede oldu. Camimiz bütün depremleri hasarsız bir şekilde atlattı. Camimizin çivisiz oluşu, tahtaların kurt boğazı tekniği ile birbirine geçirilmiş olması, deprem takozlarının kullanılmış olması camimizin yakılmasını önlüyor. Deprem sırasında adeta bir beşik gibi sallanıyor ancak yıkılmıyor. Camimizde de kullanılan bir özellik sayesinde yıkılması önlenmiş. 3 yıl önce dünyanın çeşitli ülkelerinden 34 tane deprem uzmanı geldi. Camiyi incelediler, gezdiler” şeklinde konuştu.

‘Tavanında kök boya ile yapılmış figürler var’

Caminin tavanında kök boya ile yapılmış çeşitli figürlerin olduğunu dile getiren Özköse, “Tavanda da figürler var ancak bu figürlerin daha sonra yapıldığı ifade ediliyor. Tavanda Selçuklu arması var, Osmanlıdan motifler var, bitkisel figürler, deniz figürleri, Selçuklu ve Osmanlı arması, Allah'ın ve Peygamber efendimizin isimleri, sahabelerin isimleri var. Okuyamadığımız üzerinde motif yapılmış başka Arapça yazılar da var” dedi.

‘Pandemi sonrasında ziyaretçiler yeniden gelmeye başladı’

Covid-19 pandemisi nedeniyle bir süre ziyaretçilerin gelemediğini ancak 1 Haziran itibariyle tekrar bir haraketlilik yaşandığını dile getiren Özköse, “1 Hazirandan itibaren yoğun ziyaretçilerimiz var. Sadece yurt içinden değil, yurt dışından da geliyorlar. Kültür turları kapsamında gelenler oluyor. Cuma günleri camimiz bayram yeri gibidir. Şehir merkezinden bile buraya Cuma namazı kılmak için gelenler olur. Her vakit cemaatimiz oluyor. Caminin dışı ile birlikte 300 olan cemaat kapasitemiz bine kadar çıkıyor. Bu eser bizi geçmişimizle bizi birbirimize bağlıyor. Bu bölgede 850 yıl öncesinde bu bölgede Müslümanların olduğunu bu cami sayesinde biliyoruz. Bunun bir ispatı” diye konuştu.

 

Yorum Yap