SON DAKİKA HABERLERİ
  • Samsun
  • Son Güncelleme 11:39
Lütfiye Ninenin Göç Hikayesi Görseli
SAMSUN

Bu gönderiyi paylaşabilirsiniz!

Osmanlı döneminde Türkiye'den Bulgaristan'a İslamiyet'i yaymak için gönderilen ve 1950 yılında ise tekrar Türkiye' göç etmek zorunda kalan 92 yaşındaki Lütfiye Arıkan, Bulgaristan'daki hayat mücadelesini anlattı.

“Çok fakirlik vardı, burada rahat ettik”

Bulgaristan yaşamını anlatan Lütfiye Arıkan, “Köyümüz yamaç bir yerdeydi. Tütün ekiyorduk. Kendimiz yemek için patates, fasulye ekiyorduk. Onlarla geçiniyorduk. Eğridere ilçesi bize yakındı ve orada camide okunan ezan sesini duyuyorduk. Mahallenin çocuklarıyla birlikte toplanır oynardık. Orada çok fakirlik vardı. Buraya geleli çok rahat ettik. Bulgar komşularımız vardı. Ara sıra bizi ziyarete gelirlerdi. Bazıları Türkçe biliyordu. Bazıları bilmiyordu. Biz de Bulgarca bilmiyorduk. Konuşamıyorduk. Komşularımız bize iyi davranıyorlardı. Komşuluk yapıyorlardı. Bayramlarında bize boyanmış yumurta getirirlerdi. Hediye verirlerdi. Türkiye'ye tren ile geldik. Orada bize pasaport çıkardılar ve 'artık burada durmayacaksınız' dediler. Karnımız aç. Yanımızda bir şey yok. Gelirken bize ekmek verdiler. Zeytin verdiler. Bulgaristan'da zeytin görmediğimiz için bunlar kara kara yeniliyor mu acaba derdik. Türkiye'ye geldiğimizde ilk olarak Alaçam'a yerleştik. Orada da tütün ektik” diye konuştu.

“Biz Türkiye'de yaşadık, Bulgaristan'da bir şey görmedik”

Bulgaristan'ın ektiklerinin yarısını zorla aldıklarını söyleyen Arıkan, “Bulgaristan'a bir ara Komünizm geldi. Bizim ektiklerimizi bölerlerdi. 'Ektiklerinizin şu kadarını bize vereceksiniz' derlerdi. 'Gerisi sizin olsun' derlerdi. O zaman rahat edemedik. Para da vermediler. Ondan sonra buraya geldik. 65 yıl sonra Bulgaristan'a giderek doğduğum evi gördüm. Hep içi eskimiş. İçine ot koymuşlar. Oturulmaz hale gelmiş. Bulgaristan'da gelirken bizi trene koydular. Yataklarımız, yorganlarımız da yanımızdaydı. Gece soğuk oldu. Çok üşüdük. Bulgaristan'da odunla ısınıyorduk. Uzak yerlerden sırtımıza odun yüklerdik. Bizim köyümüzde sadece Türkler vardı. Bulgarlar ayrıydı. O yüzden biz hiç Bulgarcayı hiç öğrenemedik. Oradaki düğünlerde gelini ata bindirerek damat evine götürürlerdi. Davullar, zurnalar çalardı. Orada düğünler çok güzel olurdu. Ben bekar geldim. Yine burada evlendim. Annem, babam, kardeşlerim Bursa'ya gittiler. Sonra birkaç sene geçti aradan öyle görüştük. Türkçe okuma-yazmayı Türkiye'ye gelince kursa giderek öğrendim” şeklinde konuştu.

Yorum Yap